21 Kasım 2022 Pazartesi

Şiir için paltosunu satan şair: Orhan Veli


Arkadaşları Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi ‘Garip’ akımının kurucusudur Orhan Veli. Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden sarsarak, sokaktaki insanın söyleyişini şiir diline taşır usta şair. Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırır. Garip, hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bırakır ve mihenk taşı kabul edilir.

Orhan Veli Kanık, henüz 36 yaşındayken 14 Kasım 1950’de yaşama veda eder. İstanbullu şair kısacık ömrüne şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser, en önemlisi bir şiir akımı sığdırır. Eski üsluptan uzak durarak, hece ve aruz ölçülerini kullanmaya karşı çıkar. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa (abartma) gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıklar.

Orhan Veli’nin geleneğin dışına çıkan eserleri, başta şaşkınlık, yadırgama, dalga ve aşağılamayla karşılaşsa da büyük ilgi uyandırır. Şaire duyulan merak kısa zamanda hayranlığa dönüşür. Dostu Sait Faik Abasıyanık, Orhan Veli'yi şöyle tanımlar: "Üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair."

Durmadan kendini yenileyen, farklı olanı arayan, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni geçiren şairin edebiyat hayatını Oktay Rifat, şu sözlerle aktarır: "Orhan, Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle at başı geldi ve birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı."

 

“Ya o, Mualla'yı sandala atıp”

Orhan Veli şiirindeki belli başlı izlekler İstanbul, doğa, dış mekan, aşk, sevgi, cinsellik, hüzün, yalnızlık, fakirlik, eleştiri ve tabii ki alaydır. İstanbul ana temadır diyebiliriz. Bu güzide şehir hayli yer tutar şiirlerinde İstanbullu şairin. Pek çok film, dizi ve şarkıya ilham verir şiirleri. Levent Yüksel’in güçlü sesiyle özdeşleşen ‘Dedikodu’yu hepiniz dinlemişsinizdir. “Kim söylemiş beni/ Süheyla'ya vurulmuşum diye?/ Kim görmüş, ama kim,/ Eleni'yi öptüğümü,/ Yüksek kaldırımda, güpe gündüz?/ Melahat'i almışım da sonra/ …./ Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?/ …./ Ya o, Mualla'yı sandala atıp/ Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?” mısralarını okuduğunuzda dudağınızın kenarında muzip bir gülümse belirmiştir muhakkak.

 

“Bir yer var, biliyorum”

“Orhan Veli” denilince çoğumuzun hafızasında ‘Anlatamıyorum’ şiiri canlanır. Bu naif şiirde, şairin sade ve anlaşılır dilinin yanı sıra etkili kalemine de tanıklık ederiz. En yalın haliyle içini döker Orhan Veli. ‘Aşk’ ve ‘hasret’tir ona bu denli çarpıcı biçimde yazdıran dizeleri. Kelimeler kifayetsiz değildir oysa şairin ifade ettiği gibi. Gözyaşı eşliğinde dile gelen “Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; / Anlatamıyorum.” mısraları bile tek başına yeterlidir o halet-i ruhiyenin içine girebilmemiz için…

“Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.”

 

“İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı”

‘İstanbul’u Dinliyorum’da yine açık bir dille hislerini paylaşan bir şair vardır karşımızda. Rüzgârın uğultusu, yaprakların hışırtısı, sucuların çıngırak sesleri, martıların çığlıkları yükselir mısralardan kulağımıza. Sevilen kadının suya değen ayaklarının sesini işitiriz sonra. Vakit akşamdır, balıkçılar ağlarını topluyordur dalyanlardan. Kapalıçarşı ve Mahmutpaşa’yı alışveriş için dolduran kalabalığın gürültüsü gelir kulaklarımıza o sırada. Güvercinler kanatlanır Nuruosmaniye Camii ile Yeni Cami’nin avlularından. Çekiç sesleri karışır kuş cıvıltılarına. Önümüzden geçen güzel kadına atılan lafları, çalınan ıslıkları işitiriz ardından…

“İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

….

Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;

….

Serin serin Kapalıçarşı

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa

Güvercin dolu avlular

Çekiç sesleri geliyor doklardan

….

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

….

Bir yosma geçiyor kaldırımdan;

Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere;

Bir gül olmalı;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

….”

 

“Gökyüzünü boyarım her sabah”

Çoğunlukla ironik ve alaycı bir tarzla yazar şiirlerini Orhan Veli. Eleştirilerinde mizah unsurları göze çarpar. Şakacı şairin, alaycı dili ‘Dalgacı Mahmut’ şiirinde daha da belirginleşir:

“İşim gücüm budur benim,

Gökyüzünü boyarım her sabah.

Hepiniz uykudayken.

Uyanır bakarsınız ki mavi.

Deniz yırtılır kimi zaman,

Bilmezsiniz kim diker;

Ben dikerim.

Dalga geçerim kimi zaman da,

O da benim vazifem;

Bir baş düşünürüm başımda,

Bir mide düşünürüm midemde,

Bir ayak düşünürüm ayağımda,

Ne haltedeceğimi bilemem”

 

Garip akımının doğuşu

Orhan Veli, 13 Nisan 1914 tarihinde Beykoz'a bağlı Yalıköy'de dünyaya gelir. Orhan Veli'nin çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir'de geçer. Galatasaray Lisesi'nde yatılı okur. Dördüncü sınıfta babası Mehmed Veli Faik Kanık’ın isteğiyle annesiyle birlikte Ankara'ya taşınır. Ankara Erkek Lisesi'ne (bugünkü Atatürk Lisesi) yine yatılı girer. Lisenin ilk yılında edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Şair, lise arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le birlikte ‘Sesimiz’ isimli dergiyi çıkarır. Sanatçının yaşamının bu evresi ilk şiirlerini yazdığı dönem olur. Varlık'ın yanı sıra İnsan, Ses, Gençlik, Küllük, İnkılâpçı Gençlik dergilerinde şiirleri ve yazıları yayımlanır. Şair, liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin felsefe bölümüne kaydını yaptırır. Üniversiteyi bitirmeden okuldan ayrılır. Lise yıllarında başladığı dergi, şiir ve Fransızca çeviri çalışmalarına devam eder.

Orhan Veli, ilk zamanlar şiirlerinin şekli, yapısı ve içeriği dolayısıyla hece şairi olarak kabul edilir. 1937 yılından sonra yeni tarzda şiirlerini yayımlamaya başlar. 1941 yılında Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le birlikte çıkardıkları ‘Garip’ adlı şiir kitabında, yeni nesil şiirlerini okura sunarlar. Bu kitap sonradan Birinci Yeni olarak da anılacak Garip akımının başlangıcı olur. Garip akımının kurucuları, radikal bir tutumla kendilerinden önce gelen hececiler ve Ahmet Haşim'in şiirleriyle, Nâzım Hikmet'in toplumcu-gerçekçi şiirlerini reddeder. Kitaptaki şiirler ve önsöz edebiyat dünyasında büyük tartışmalara sebep olur. Özellikle Orhan Veli'nin yazdığı "Yazık Oldu Süleyman Efendi'ye" mısrası üzerinde durulur. Bu mısra o kadar çok popüler olur ki Nurullah Ataç'ın deyişi ile "vapurlara, tramvaylara, kahvehanelere kadar" girer ve bir deyim niteliği kazanır. Orhan Veli'nin gündelik dile giren bir diğer dizesi, Ahmet Haşim'in "Göllerde bu dem bir kamış olsam" mısrasını hicvetmek için yazdığı "Rakı şişesinde balık olsam"dır.

 

Paltosunu satmak zorunda kalır

Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Necati Cumalı, Sabahattin Eyüboğlu, Oktay Rifat ve Melih Cevdet gibi arkadaşlarıyla 1948 yılı sonunda ‘Yaprak’ isimli dergiyi çıkarır. On beş günde bir yayımlanan derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Orhan Veli'dir. Bu yüzden zaman zaman ortaya çıkan para problemleriyle kendisi ilgilenir. Ne yazık ki entelektüel uğraşlar günümüzde olduğu gibi geçmişte de para kazandırmaz. Usta şair, dergiye devam edebilmek için paltosunu satmak zorunda kalır. Son sayıyı yayımlayabilmek için de ressam arkadaşı Abidin Dino'nun kendine hediye ettiği resimleri elden çıkarır. İlk sayısı 1 Ocak 1949'da çıkan, Cahit Sıtkı Tarancı, Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi gibi yazar ve şairlerin eserlerini yayımlayan Yaprak, 1 Haziran 1950'ye kadar 28 sayı ayakta kalabilir.

 

Nazım için iki gün açlık grevi

Yaprak'la birlikte Orhan Veli'nin şairliğinin yanı sıra fikir adamlığı yönü de ortaya çıkar. Şairin yaklaşan seçimlerle ilgili fikirleri bu dergide yayımlanır. Ayrıca, Melih Cevdet ve Oktay Rifat'ın toplumsal şiirleri Yaprak'ta yer bulur. Aynı günlerde Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet, Nazım Hikmet'in hapishaneden çıkarılması için açılan kampanyaya katılarak iki gün açlık grevi yaparlar.

Şair İsmail Cem Doğru, Orhan Veli’yi anlattığı biyografik romanı ‘Unutabilmek Maviler İçinde’ kitabında Orhan Veli ve arkadaşlarının Nazım Hikmet’e verdiği desteği şöyle anlatır: “Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat, Sabahattin Ali’nin (ilk faili meçhul aydın cinayeti) başına gelenlerin Nazım’ın başına gelmemesi için sorumluluk alma kararı almışlardı. 15 Nisan’da çıkan Yaprak, Nazım sayısı olarak hazırlanmıştı. İki günlük açlık grevi eylemleriyle hem Nazım için çok etkili bir kamuoyu yaratmışlardı hem de tüm dikkatleri çekmişlerdi. Bu eylemin gerekçesini ve Nazım Hikmet’e sahip çıkma nedenlerini ‘Bugün Avrupa’da tanınan bir tek şairimiz var: Nazım Hikmet. O da bize rağmen tanınıyor. Biz ‘Aman kimse duymasın!’ diyoruz. Ama faydası yok; duymuşlar. Nazım Hikmet’i bize, onlar kabul ettirmeye çalışıyorlar. Adını, lehimize değil, aleyhimize kullanıyorlar. Bizi, büyük şairler yetiştiren bir millet olarak değil, büyük şairleri hapislerde süründüren bir millet olarak tanıtıyorlar.”

Garip şairlerinin toplumcu Nazım Hikmet’e sahip çıkması, Garip hareketi ile toplumcu şairler arasındaki gerilimi ortadan kaldırır. Bir anda toplumcu şiir okuru da Garip şairlerine sempatiyle yaklaşmaya başlar. Ama şair Doğru, bu durumun, Yaprak Dergisi’nin tirajlarına bir türlü yansımadığına dikkat çeker.

Orhan Veli, ayakta kalması için paltosunu, Abidin Dino’nun resimlerini sattığı Yaprak'ın kapanmasına engel olamaz. Şair, o yıllarda gönül ilişkisi yaşadığı Edirne Lisesi’ndeki edebiyat öğretmeni Nahit Hanım’ın yanına gidecek parayı dahi bulamaz hale gelir. Hatta ona yazdığı mektupları postalayacak ekonomik gücü bile yoktur artık. İsmail Cem Doğru, şairin sefalet çektiği o dönemi şöyle kaleme alır romanında: “Dergi çıkmayalı aylar olmuştu. Tüm bu sıkıntıların yanında Nahit Hanım’a gidemeyişinin ve bunun maddi sorunlardan kaynaklanmasının yarattığı gerilim ve üzüntü, içkinin yaşamındaki yerini biraz daha sağlamlaştırmıştı.”

 

Usta’nın hazin ölümü…

Derginin kapanmasının ardından İstanbul'a geri döner şair. Aynı yıl 10 Kasım 1950'de bir haftalığına geldiği Ankara'da belediyenin kazdığı bir çukura düşerek başından hafifçe yaralanır. İki gün sonra İstanbul'a döner. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair, hastaneye kaldırılır. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamaz ve Kanık'a alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulanır. Beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşılır. Aynı akşam komaya giren Orhan Veli, Cerrahpaşa Hastanesi'nde hayata gözlerini yumar.

36 yaşında ölen şairin rahatsızlandığı sırada üstündeki ceketin cebinden bir diş fırçasının sarılı olduğu kâğıda yazılmış ‘Aşk Resmi Geçidi’ şiiri çıkar. 1 Şubat 1951'de arkadaşları tarafından anısına ‘Son Yaprak’ çıkarılır. Tek sayı olarak basılan dergide Orhan Veli'nin daha önce yayınlanmamış Aşk Resmi Geçidi şiiri de yer alır.

 

“Kevgir misin be kardeşlik”

Orhan Veli, sefaletin en saf halini, en öz sunumunu, trajikomik bir üslupla kaleme aldığı ‘Delikli Şiir’de yansıtır. Biz de Usta’yla birlikte fakirliğin içine nüfuz ederiz bu kısacık dörtlükte:

"Cep delik cepken delik

Yen delik kaftan delik

Don delik mintan delik

Kevgir misin be kardeşlik"

Üstat, eserlerinde toplumsal düzeni de sıkça eleştirir. Sınıfsal farklara, adaletsiz sisteme başkaldırır ironik bir dille. ‘Ciğercinin Kedisi ile Sokak Kedisi’ adlı şiirinde bu isyankâr tavır çok net bir şekilde hissedilir. Sokak kedisi, ciğercinin kedisine şöyle seslenir:

“Uyuşamayız yollarımız ayrı;

Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;

Senin yiyeceğin, kalaylı

kapta;

Benimki aslan ağzında;

Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;

Kolay değil hani,

Böyle kuyruk sallamak tanrının günü...

Ciğercinin kedisi ise şöyle karşılık verir:

Açlıktan bahsediyorsun;

Demek ki sen komünistsin.

Demek bütün binaları yakan sensin.

İstanbul'dakileri sen,

Ankara'dakileri sen...

Sen ne domuzsun sen!”

 

İstanbul Türküsü ya da şairin hüviyeti

Orhan Veli’nin ‘İstanbul Türküsü’ şiiri, bir nevi hüviyetidir diyebiliriz. Dilerseniz büyük şairi, kartviziti ile uğurlayalım:

“İstanbul’da Boğaziçi’nde,

Bir fakir Orhan Veli’yim

Veli’nin oğluyum

Tarifsiz kederler içinde.

Urumelihisarı’na oturmuşum;

Oturmuş da, bir türkü tutturmuşum:

“İstanbul’un mermer taşları;

Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;

Gözlerimden boşanır hicran yaşları;

Edalı’m,

Senin yüzünden bu hâlim.”

“İstanbul’un orta yeri sinema;

Garipliğim mahzunluğum duyurmayın anama;

El konuşur, sevişirmiş, bana ne?

Sevdalı’m,

Boynuna vebalim!”

İstanbul’da Boğaziçi’ndeyim;

Bir fakir Orhan Veli;

Velinin oğlu;

Tarifsiz kederler içindeyim.”

 

ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR 

 

 


15 Mayıs 2018 Salı

ALAMANCILAR


gönlü geniş gurbetin
kucakladı mustafa amca’yı
yırtıldı dönüş bileti
uzaklaşıyor kuşaklar
ekmek derdinde alamancılar…

çatı almış yaşını başını
balkon dost canlısı
beş çayında piti çiçekler
gamlı ötüyor saksağan
tadı yok alamancıların…

soğudu türk çayı
yağmur damlaları aceleci
trenler hızlı uğurluyor misafirleri
dilekleri kilitledi ren nehri
işe gitti alamancılar…
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından

ŞAİRİN BİYOGRAFİSİ

(3 Temmuz 1981, Ankara)

Ankara’da 3 Temmuz 1981 tarihinde dünyaya geldi. İlk, orta, lise ve üniversite öğrenimini Başkent’te tamamladı. Anafartalar Anadolu Ticaret Meslek Lisesinden 1999 yılında mezun oldu. Aynı sene Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü kazandı. İkinci sınıfta Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümüne yatay geçiş yaptı. Haziran 2003’te Ankara Üniversitesinden Gazetecilik Bölüm Birincisi olarak mezun oldu. Ankara ve İstanbul’da 2014 yılına kadar çeşitli gazete, dergi ve televizyonlarda muhabir, hikâye yazarı, redaktör ve editör pozisyonlarında çalıştı. 2017-2022 arasında Anı Yayıncılıkta (Ankara) Türkçe Dil Kontrol Sorumlusu, Türkçe Editörü, Redaktör ve Dizgi Tasarımcı olarak görev yaptı. 2022 yılında Gazete Durum haber portalında Haber Editörlüğü yaptı. Haber Ayyıldız internet gazetesinde Haber Editörlüğü görevini sürdürmektedir.

Çağla Göksel Çakır, Güncel Sanat Dergisinin (Antalya) 2013’te düzenlediği ‘Kaygusuz Abdal Şiir Yarışması’nda ‘Güncel Sanat Ödülü’ne layık görüldü. Şairin ilk şiir kitabı 'Ekose Mutsuzluklar', Ocak 2017’de Mühür Kitaplığından (İstanbul) çıktı. Şiirleri, denemeleri ve şiir/şair/kitap incelemeleri; Aksi Sanat, Yıldız Tozu, Mavi ve Yeşil, Mühür, Patika, Eliz Edebiyat, Yedi İklim, Güncel Sanat, Şiir Vakti, Hayal Bilgisi, aksisanat.com, kitaphaber.com.tr gibi çeşitli edebiyat dergi ve sitelerinde yayımlandı/yayımlanmaktadır. aksisanat.com sanat ve edebiyat portalında köşesi bulunmaktadır. Ankara’da yaşayan şair, evli ve iki çocuk (Elif ve Mert Efe) annesidir.


Ödülleri: 2013 yılında Güncel Sanat Dergisi'nin düzenlediği 'Kaygusuz Abdal Şiir Yarışması'nda 'Güncel Sanat Ödülü'ne layık görüldü.


Yapıtları:
Şiir Kitapları:
Ekose Mutsuzluklar (2017, Mühür Kitaplığı, İstanbul)
Kaynaklar:
http://caglagoksel.blogspot.com.tr/

GRİ ŞEHİR


şehirde akşam bozalı
vefa okunmuyor simalarda
bakışlar çıkarcı
tanımıyor insan insanı
kararmış panjurlar
inatlaşıyor kaşlar
‘benlik’ esir almış yuvaları

araftayım günbatımında
gurub çeliyor aklımı
yıkılıyor ‘malzemeden çalınmış’ görüntüler
mayası bozulan bakışlarımın önünde
al al oluyor göğün yanakları
kızıl fotoğraf ebediyeti bina etse de
her akşam gri bir şehir batıyor gözlerimde
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR


“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından

AHVAL


aldanırız ahvalimize…

hikâyemiz lal
sana biçilen rol yaban
buz tutar kelimeler dilimde
vuslatı konuşamam

dilsiz seyahatlerde
ay ışığı boşalır yüzümden
yanaklarında biter nakışlarım
seni her gördüğümde
yavru bir kedi titrer içimde

kerem’i söndüremez aslı
tutuşur aşkın saçları
küllenir gece
isi kalır gözlerimizde

ahlanırız ahvalimize…
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından

AĞLAMA VAKTİ


gecemin bekçisiydi gözlerin
sessiz, sakin, tenha
sokaklarımı aydınlatan
fenerin beslerdi menekşeyi
sensiz çekemezdim perdeleri
gittin, güneşe darıldı gözlerim
geçmiyor ağlama vakti

avutulmuyor yalnızlık
tükendim beklemekten
içimde bitmeyen bir yolculuk
hüzün yükleniyorum bizden giderken
saklanmak mümkün mü kendinden

eylül kovalarken renkleri
kelebekler kaçıyor şehirden
geçici olamaz sevgi
bu toprak her bahar şiir verirken
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından

ARAFTA MISRA

tutmuyor ellerim karanlıkta
kelimeler yazıyor beni
kırık dökük dili
kıvranıyor arafta mısra

sabah dokundu pencereme
gülmüyor bahçe
kokmuyor çiçek
dalın ucundan düştü neşe

giyindi gözlerimi toprak
karardı mevsim
sakla fısıltımı kasımpatı
ellerimde sarardı yalnızlık
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından

ERGUVAN VE BAHÇE

erguvanları düşle
bırakma bahçenin peşini
yaprak koksun ellerin
soğutma suretini
hisset içindeki güneşi
uzansın dalların göğe
biriksin can suyu anıların
toprak bağışlar
dön evine
bitsin bu sonu revan gezintin
umut her zaman gülümser bahçede...
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından

KUMDAN KALE

köpürüyor rüzgar
dalgalar ısrarlı
kayalıklara tutundu kabuklar
mercan biçare
sallanıyor avare
azığımı paylaştım yoksul köpekle
ayıkladım çakılları
tutundum yengece
sahilde köpek kemikleri
sızlıyor alnım
çocukluğum takılıyor ayaklarıma
düştü kumdan kale!
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından

KAÇAMAZSIN İÇİNDEKİ KARANLIKTAN

uzuyor saçlarım...
yollar uzuyor saçlarımda
kaçmalıyım bu şehirden
anılarım dolaşmadan ayağıma
tut cesaretin elinden
yığılmasın ayrılık kollarıma
akmasın hüzün kucağıma
yorma aklını (aşkı)
kaçamazsın içindeki karanlıktan
şimdi kendine dönme zamanı
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

Eliz Edebiyat Dergisi, Mart 2018

FİRUZE

elimde sararmış mimozalar ile
sana boyanmış bir eleğimsağma
tutuyorum ıtır kokuyor suretim
bak belki ereriz visale

gökten düşen elmanın sırrı
kurtlanıyor aşık maşukun içinde
balık balığın yüzgecini
eritiyor yalnızlık sözcükleri
konuş belki ereriz visale

sen melâl de adına
ben hüzün
tebessümün kaldı tekirin gözlerinde
gül belki ereriz visale

ağırdır taşımak maviyi
şehrin nazını, edasını, güzelliğini
yüklenir boynuna firuze
tak belki ereriz visale
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından


6 Şubat 2016 Cumartesi

İMLA HATASI

sert suretlere çarptı sesim
kırıldı gül-i rana
sustu imlâ-
hatam birinci çoğulla düşlemek
ayıkladım yüklemleri
yalnızlığa alıştırdım özneleri

akşamın elinde firak
gidenin sureti siyah
kalan buğulu cam
kalp atmıyor parmak uçlarında
ötenazi aşkta da günah
bırak can çekişelim!
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından
Mühür Dergisi, Kasım-Aralık 2015

EKOSE MUTSUZLUKLAR

yollar düşlerim
sığmayınca ahir kefeye başım
alır giderim zamandan-
azade olur belki dertlerim
dertlerim, bitmeyen kelimelerim
bir türlü deviremediğim cümlelerim
karnı burnunda sabrım
çekilmez oldukça memleketim
yabancı yollar düşlerim…

yalnızlık saatlerinde
yapmacık durur tebessüm yüzümde
‘ekose mutsuzluklar’ beğenirim üzerime
yazdırırım adımı ilk sıradan
'huzursuz insanlar' defterine
aynalara hüznümü döker
denize gözyaşımı yüklerim…

yeşil kentler çizerim ütopik vakitlerde
mavi kuşlar üflerim semaya
beyaza boyarım insanlığı
karalarım münafık simaları
sökerim rezidanslarını
(bu kıtanın İstanbul'la alakası olmalı!)
medeniyeti devrilirken silüetin
açamam gözlerimi vapurlarda
kaçarım kof ihtişamdan
şair, inziva(intifa)da!
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından


Mühür Dergisi 2015 Şiir Yıllığı, Yedi İklim Dergisi, Nisan 2015

2 Ocak 2015 Cuma

SABAH KAHVESİ

eziliyoruz kinlerimizin altında
kaldırın insanlığı
tutun çocukların ellerinden
oyun yeri değil uçurumlar
toplasam dostluk kırıntılarını
aç kalır mı kuşlar?

ince bir sızı
kirpiklerimden akan
ağlamak çaresiz acımasız akşamlarda
bir kova mutluluk dökülse gökten
ya da kaybolsam gök kubbede
yapışır mı kırık düşler?

doruklarda sabah esrarlı
gözlerim güneş, ellerim kış kırgını
saklansam gülistanda
gülle ağırlasam nisan’ı
dağılır mı kara bulutlar?

güzellik serap değil
gözlerimi her bahar ayrı ton okşar
boyansam lalezarda
giyinsem gelincik, papatya, lale
hüzün veda eder mi şehre?

‘kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim’
diyor usta kalem
ya da ben
yalnızlığımla oturup bahçede
bir sabah kahvesinde huzuru koklasam
kaç kitap sığar bir ömre?

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından
Yedi İklim Dergisi, Sayı: 297, Aralık 2014

26 Temmuz 2014 Cumartesi

KARAKALEM



“Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı?” Sezai Karakoç

KARAKALEM
Titriyor masa lambası
Göğü karalıyor kurşun kalem
Defterde ölümün sureti
Devrildi aile çerçevesi
Elbiseler kanlı

Ayaklandı darbe
Kesildi sesi masumiyetin
Mazide bebek çığlığı
Unutuldu ilk yemin
Fıtrat yaralı

Sokaklar mahşer yeri
Direniyor beşer
Umut beldesi yürekler
Gözler hep gece
Gün doğar mı karakalem resimde?
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından

Yedi İklim Dergisi, Sayı: 283, Kasım 2013

31 Aralık 2013 Salı

PARİS

Dünyanın rengi Paris
Gökkuşağına sarınmış Eyfel
Çiy düşmüş şehre
Kıyafetler ebruli
Güneşin şavkı işlemiş gözlere
Güvercinler mozaikli kekin peşinde

Ressamların ekmek teknesi Montmartre
Perde açtı palet
Picasso komut veriyor tuvalden
Drama oynuyor fırçalar
Bakışları aydınlatıyor beyaz mabet
Aklanıyor mu günahlar?

Suretler ihtişamlı
Motifler kahve içiyor Fransız balkonunda
Chanel’in kokusu sinmiş Saint Germain Bulvarı’na
Kaldırımlara saçılmış elmaslar
Kamburu çıkmış asaletin
Victor Hugo ‘Sefiller’i yazıyor Notre Dame’da

Saray kiraladım Şanzelize’de
Saatimi attım Eyfel’den
İstanbul’a el salladım Sen’den
Mısralarımı bağışladım Louvre’a
Paris, son masal şehrim
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR


“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından
Yedi İklim Dergisi, Sayı: 283, Kasım 2013

28 Ağustos 2013 Çarşamba

KARALTI


şehir göz açtırmıyor aydınlığa

cadde zift, evler kuytu, ağaçlar kara-

gözlerimin önünde boyundan büyük karanlık

sığmıyor avuçlarıma

saçlarımdan dökülen ışık



rüya yenik
uyku kabus
kilo almış karın ağrısı karabasan
soluk tutuk
teller kopuk
çıkmıyor ses
korkak sabah yüzünden suretim basık
başımdan bıkmış yastık
talih kara delik
bırakmıyor eteğimi yokluk

alnım karaldı
köreldi kalbim
sonsuzluk uzak
en sıcak kör nokta
girdim
o(da) karanlık
gözlerini dikmiş önümde karaltı
eridi kar, altı ılık
ayaklarım hâlâ soğuk
âşık bana karamsarlık!
ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

“Ekose Mutsuzluklar” adlı kitabından
Yedi İklim Dergisi, Sayı: 281, Ağustos 2013

Güncel Sanat Dergisi 'Güncel Sanat Ödülü'